Kullanmak, sökmek, bozmak, tamir etmek, yeniden yapmak, geliştirmek istiyoruz.
Bir çipi elimize almak istiyoruz. Bir kartı masaya koyup saatlerce neden çalışmadığını anlamaya uğraşmak. Bir sensörü yanlış bağlayıp yakmak, sonra yenisini almak. Bir telefonu açıp içindeki parçaların nasıl konuştuğunu görmek. Bir cihazın yalnızca kullanıcısı değil, onu anlayabilen insan olmak istiyoruz.
Çünkü teknoloji böyle öğrenilir.
DOKUNARAK. DENEYEREK. YANILARAK.
Önce erişim.
Sonra üretim.
Ama bugün Türkiye’de teknolojiye ulaşmak giderek zorlaşıyor.
Dünyanın herhangi bir yerindeki bir öğrencinin birkaç tıklamayla alabildiği geliştirme kartı bizim için gümrük meselesine dönüşüyor. Birkaç dolarlık komponent haftalar süren prosedürün konusu olabiliyor. Bir cihazı yurtdışından almak istediğimizde önümüze vergiler, sınırlamalar ve kayıt ücretleri çıkıyor. Telefonumuzu seçmekten kendi cihazımızı tamir etmeye kadar giderek daha fazla karar bizim adımıza veriliyor.
Nasıl?
Parçaya erişemiyorsak ne üreteceğiz?
Bir öğrencinin FPGA kartı satın alması lüks tüketim değildir.
Bir geliştiricinin Jetson getirmesi tüketim çılgınlığı değildir.
Bir gencin PCB bastırması ithalat bağımlılığının sembolü değildir.
Bunlar üretmenin araçlarıdır.
Bir toplumun teknoloji üretmesini istiyorsanız önce insanların teknolojiye ulaşabilmesini sağlamanız gerekir.
BU KADAR BASİT.
Biz yerli üretime
karşı değiliz.
Tam tersine.
Türkiye’de daha fazla çip tasarlansın. Daha fazla PCB üretilsin. Daha fazla cihaz geliştirilsin. Yeni şirketler kurulsun. Atölyeler açılsın. Üniversite laboratuvarları geceleri bile dolu olsun.
Ama yerli üretimin yolu dünyayı kapatmaktan geçmez.
Bir ürünü dışarıdan almayı zorlaştırarak içerideki ürünü iyi yapmış olmazsınız.
Rekabeti ortadan kaldırmak kalite üretmez.
Mecburiyet, başarı değildir.
DIŞA BAĞIMLILIĞIN ÇÖZÜMÜ
İÇE BAĞIMLILIK DEĞİLDİR.
Bir ülke teknolojik olarak bağımsız olmak istiyorsa dünyanın teknolojisine dokunabilmeli, onu inceleyebilmeli, parçalayabilmeli, değiştirebilmeli ve daha iyisini yapabilmelidir.
Kendimizi dünyadan ayırarak dünyayı yakalayamayız.
AR-GE yapmak için
icazet gerekmiyor.
Araştırma yalnızca üniversitelerde yapılmaz.
İnovasyon yalnızca teknopark tabelasının altında başlamaz.
Bir öğrenci odasında da araştırma yapılır. Bir apartman dairesinde de prototip geliştirilir. Bir garajda da şirket doğar. Bir insan hiçbir kuruma bağlı olmadan yıllarca bir problem üzerinde çalışabilir.
Biz bağımsız araştırmacının da var olduğunu söylüyoruz.
Kurumumuz olmayabilir. Laboratuvarımız olmayabilir. Profesörümüz, yatırımcımız, şirketimiz olmayabilir.
Ama merakımız var.
Ve bazen her şey bununla başlar.
Devlet insanların hangi kurumun parçası olduğunu değil, ne yaptığını görmelidir.
Telefonumuz da
bizimdir.
Bir cihazı satın aldığımızda yalnızca ekrana bakma hakkı satın almıyoruz.
Onu kullanmak, tamir ettirmek, parçasını değiştirmek, başka bir ülkeden almak, daha uzun süre kullanmak bizim tercihimiz olmalıdır.
IMEI kaydı bir lüks tüketim cezasına dönüşmemelidir.
Bir insan yurtdışından telefon aldığında devletten ikinci bir telefon satın almak zorunda kalmış gibi hissetmemelidir.
Kaçak ticaretle mücadele edilebilir. Ama bunun yöntemi herkesi potansiyel kaçakçı kabul etmek olmamalıdır.
KULLANICI İLE TACİR AYNI KİŞİ DEĞİLDİR.
Tamir etmek
bir haktır.
Bir ekran kırıldığında bütün cihaz çöpe gitmemeli. Bir batarya öldüğünde yeni telefon almak zorunda kalmamalıyız.
Yedek parçaya erişim zorlaştırıldığında yalnızca tüketici zarar görmez. Tamirciler zarar görür. Küçük işletmeler zarar görür. Elektronik atık büyür. İnsanlar sahip oldukları cihaz üzerindeki kontrolünü kaybeder.
Biz teknolojiyle kurduğumuz ilişkinin “al, kullan, at, yeniden al” döngüsünden ibaret olmasını istemiyoruz.
Denetim başka.
Engellemek başka.
Biz sınırsız ve denetimsiz ticaret istemiyoruz.
Ürün güvenliği önemlidir. Kaçakçılıkla mücadele önemlidir. Vergilendirme olabilir.
Ama düzenleme ile engelleme aynı şey değildir.
Bir kozmetik ürünle bir mikrodenetleyiciyi, yüzlerce adet ticari ürün getiren satıcıyla tek bir geliştirme kartı alan öğrenciyi aynı mantıkla değerlendirmek doğru değildir.
Teknoloji politikası ayrım yapabilmelidir.
BU NEDENLE İSTİYORUZ
ENGEL DEĞİL,
ALTYAPI.
- 01
Bireysel ve ticari olmayan düşük değerli ithalat yeniden basit ve erişilebilir hale getirilsin.
- 02
Bağımsız AR-GE hukuken tanınsın.
- 03
PCB, mikrodenetleyici, FPGA, sensör, SBC, NPU, geliştirme kartı, elektronik komponent, ölçüm cihazı ve prototipleme ekipmanları için gerçekçi bir AR-GE ithalat rejimi oluşturulsun.
- 04
30 avroluk AR-GE sınırı kaldırılıp gerçek dünyadaki teknoloji fiyatlarına uygun hale getirilsin.
- 05
IMEI kayıt ücretleri cihaz edinmeyi fiilen engelleyen bir vergi olmaktan çıkarılsın.
- 06
Kişisel kullanım amacıyla telefon ithalatındaki anlamsız süre ve yöntem kısıtlamaları yeniden düzenlensin.
- 07
Tamir ve yedek parçaya erişim kolaylaştırılsın.
- 08
Vatandaş kendi bireysel gümrük işlemini sade bir dijital sistem üzerinden yapabilsin.
- 09
Ürün güvenliği politikaları toplu yasaklarla değil, gerçek risk üzerinden yürütülsün.
TEKNOLOJİYE ERİŞİM BİR SANAYİ POLİTİKASININ
YAN KONUSU OLARAK GÖRÜLMESİN.
Çünkü mesele sadece daha ucuza elektronik almak değil.
Mesele bir neslin dünyayla kurduğu ilişki.
Bugün bir öğrencinin masasına ulaşamayan çip, yarın kurulmayacak şirket olabilir.
Bugün alınamayan bir sensör, yapılmayacak deney olabilir.
Bugün vazgeçilen bir prototip, başka bir ülkede geliştirilecek teknoloji olabilir.
Sonra dönüp “neden gençler gidiyor?” diye sormanın anlamı kalmaz.
Çünkü beyin göçü yalnızca maaş meselesi değildir.
İNSAN, YAPABİLDİĞİ YERE GİDER.
Biz burada yapabilmek istiyoruz.
Daha fazla özgürlük istiyoruz çünkü daha fazla tüketmek istediğimiz için değil;
DAHA FAZLA ÜRETMEK İSTEDİĞİMİZ İÇİN.
Dünyayı Türkiye’den izlemek istemiyoruz.
Dünyanın teknolojisini burada sökmek, anlamak, değiştirmek ve yeniden kurmak istiyoruz.
Bizden teknoloji üretmemizi istiyorsanız,
ÖNCE TEKNOLOJİYE DOKUNMAMIZA İZİN VERİN.
GELECEĞE
GÜMRÜK KONMAZ.
SERBEST TEKNOLOJİ İNİSİYATİFİ